İŞ TEORİSİ
Küçülme, dışarıdan temin, bütünsel kalite yönetimi, ekonomik değer analizi, kıstas alma, yeniden yapılandırma gibi önemli yeni yönetim tekniklerine sahibiz.
Bunların her biri güçlü birer araçtır.
Ama dışarıdan temin ve yeniden yapılandırma dışında kalanlar, daha çok zaten yapılmakta olanların daha farklı yapılması için tasarlanmıştır.
Bunlar, “Nasıl yapmalı?” sorusunun yanıtlarıdır.
“Ne yapmalı?” sorusu artan ölçüde yöneticilerin yüz yüze kaldığı merkezi soru haline gelmektedir.
Bu, özellikle uzun süredir başarılı olmuş büyük şirketlerin yöneticileri açısından geçerlidir.
Daha düne kadar parlak bir yıldız olan bir şirket, birden kendini durgunluk ve düş kırıklığı içinde bulur, sorunlara boğulur ve yönetilmesi olanaksız görünen bir kriz içine girer. Bu olguya tüm dünyada tanık oluyoruz.
Bunu iş dünyasının dışında da; sendikalarda, hükümet organlarında, hastanelerde, müzelerde de görüyoruz. Üstelik bu alanlarda sorun daha da ele avuca gelmez bir nitelik kazanıyor.
Bu krizlerin her birinin temel nedeni işlerin kötü yapılmakta olması değildir. Neden, yanlış şeylerin yapılması da değildir. Aslında çoğu durum da ‘doğru şeyler yapılmaktadır; ama sonuç alınamamaktadır. Görünürdeki bu çelişkinin nedeni nedir?
Örgütün üzerinde yükseldiği ve yürüdüğü varsayımlar artık günümüz gerçekliğine uymamaktadır.
Bunlar, her örgütün davranışını biçimlendiren, neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğine ilişkin kararlarını dikte eden ve örgüt açısından anlamlı kabul edilebilecek sonuçları tanımlayan varsayımlardır.
Bunlar pazarlara ilişkin varsayımlardır. Müşterilere ve rakiplere, onların değerlerine ve davranışlarına ilişkin varsayımlardır. Teknolojiye ve onun dinamiklerine, firmanın güçlü ve zayıf yanlarına ilişkin varsayımlardır. Bunlar firmaya niçin ödeme yapıldığını belirleyen varsayımlardır.
Bunlar, bir firmanın iş teorisi olarak adlandırılan şeyi oluşturur.
İster iş aleminde olsun ister olmasın, her örgütün bir iş teorisi vardır.
Açık, tutarlı ve odaklanmış, geçerli bir iş teorisi gerçekten de son derece güçlüdür.
Şirketlerin gerek başarılarını gerekse bugün karşı karşıya bulundukları tehlikeleri, ancak iş teorisiyle anlayabiliriz.
Dünya çapında çok sayıda büyük ve başarılı örgütün günümüzdeki sağlıksızlığının temelinde yatan şey, bunların iş teorilerinin artık işe yaramaz hale gelmiş olmasıdır.
Büyük bir örgütün başı derde girdiğinde-ve özellikle bu uzun yıllar başarılı olmuş bir örgütse- insanlar hemen hantallık, kendini beğenmişlik, bürokratizm gibi nedenler saymaya başlar. Bunlar kuşkusuz mantıklı açıklamalardır. Ama genellikle gerçek ve doğru nedeni bulmaya yardımcı olmazlar.
Tarihte bütün büyük ve başarılı firmalar, bir sürprizle karşılaştıklarında hiçbir zaman bunu kabul etmeye yanaşmamışlardır.
Onlarca yıl işe yaramış olan-ve bazı örneklerde yeni ve farklı bir şeye uygulandığında gene işe yarayan-politika, uygulama ve davranışların, içinde geliştirilmiş oldukları örgütte artık tutmamasının sebebi bu örgütlerin fiilen karşı karşıya bulunduğu gerçekliklerin, onların hala birlikte yaşadıklarını sandıkları gerçekliklerden köklü bir şekilde farklılaşmış olmasıdır.
Yani gerçeklik değişmiş, ama iş teorisi onunla birlikte değişmemiştir.
Bir iş teorisi üç bölümden oluşur.
Örgütün çevresiyle, toplum ve onun yapısı, pazar, müşteri ve teknolojiyle ilgili varsayımlar.
Çevreye ilişkin varsayımlar bir örgüte niçin ödeme yapıldığını belirler.
Örgütün özgül misyonuyla ilgili varsayımlar.
Misyona ilişkin varsayımlar bir örgütün anlamlı bulduğu sonuçları tanımlar; başka türlü söylersek, ekonomide ve genel olarak toplumda nasıl bir fark yaratmayı düşündüğünü gösterir.
Örgütün misyonunu yerine getirmek için gerekli çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar vardır.
Çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar, bir örgütün liderliği elde edebilmek için hangi konuda mükemmelleşmesi gerektiğine işaret eder.
Açık, tutarlı ve geçerli bir iş teorisine ulaşabilmek uzun yıllar sıkı çalışmayı, düşünmeyi ve deneyler yapmayı gerektirir.
Başarılı olabilmek için, her örgütün kendisine bir iş teorisi geliştirmesi zorunludur.
Geçerli Bir İş Teorisinin Özellikleri
Çevre, misyon ve çekirdek yetkinliklere ilişkin varsayımlar gerçekliğe uymalıdır.
Bütün alanlardaki varsayımlar arasında bir uyum olmalıdır.
İş teorisi bütün örgüt tarafından bilinmeli ve anlaşılmalıdır.
Bir örgütün ilk günlerinde bu kolaydır. Ama başarı kazanmaya başladıkça, örgüt artan ölçüde iş teorisi diye bir sorunu kalmadığını düşünmeye başlar, buna giderek daha az önem verir olur. Daha sonra örgüt bu konuda iyice özensizleşir. Her şeyi köşelendirir. Doğru olandan çok uygun olanı izlemeye başlar. Düşünmeye son verir. Soru sormayı durdurur. Cevapları hatırlamaya devam eder, ama soruları unutmuştur. İş teorisi “kültür”e dönüşmüştür. Ne var ki, kültür disiplinin yerine geçmez. İş teorisi ise bir disiplindir.
İş teorisinin sürekli test edilmesi gerekir. Teori taş üzerine kazınmış bir şey değildir. Bir hipotezdir. Toplum, pazarlar, müşteriler, teknoloji gibi sürekli değişim içinde olan şeylere ilişkin bir hipotezdir. O nedenle, kendini değiştirebilme yeteneği de örgütün iş teorisinin içine dahil edilmiş olmalıdır. Bazı iş teorileri uzun süre ayakta kalabilecek kadar güçlüdür. Ama hepsi de insan eseridir, hiçbir iş teorisi sonsuza kadar süremez. Günümüzde ise uzun süre dayanabilen teoriler son derece enderdir. Her iş teorisi zamanla geçerliliğini yitirir ve gereksizleşir.
Teorisi geçersizleşmeye başlayan bir örgütün ilk tepkisi her zaman savunmaya geçmek olmaktadır. Genel eğilim başını kuma sokup hiçbir şey olmadığım öne sürmektir.
Daha sonraki tepki, yama yapmaya çalışmak olmaktadır. Ne var ki, yama yapmak hiçbir zaman işe yaramaz. Bunun yerine, bir teori gereksizleşmeye başladığının ilk işaretlerini verdiğinde, tarihsel olarak aktarılmış ve uzun yıllar birlikte olunmuş varsayımların artık yeterli olmadığını kabul ederek, her şeyi yeni baştan düşünmeye, çevreye, misyona ve temel yeteneklere ilişkin varsayımların gerçekliği doğru yansıtıp yansıtmadığım sorgulamaya başlamak gerekir.
Bu durumda önleyici bir özene, yani iş teorisinin sistemli biçimde denetlenmesini ve sınanmasını örgütün içine yerleştirmeye ihtiyaç vardır. Erken teşhise ihtiyaç vardır. Tıkanma belirtileri gösteren bir teorinin yeniden ele alınması gerekir. Politika ve uygulamaları, örgütün eylem çevresindeki yeni gerçekliklerle, yeni tanımlanmış bir misyonla ve geliştirilmesi ve elde edilmesi gereken yeni çekirdek yetkinliklerle uyum içinde olacak şekilde değiştirmek üzere, etkili önlemler almaya ihtiyaç vardır.
Önleyici önlem yalnızca iki tanedir. Tutarlı bir şekilde uygulanırlarsa, örgütün sürekli uyanık kalması ve kendisini ve teorisini hızla değiştirmesi için bunlar yeterli olur.
İlk önlem, elden geçirmek olarak adlandırılan yöntemdir. Bir örgüt üç yılda bir bütün ürünlerini, bütün hizmetlerini, bütün politikalarını, bütün dağıtım kanallarını sorgulamalıdır. Şu soru yöneltilmelidir: Baştan beri bunu böyle yapıyor olmasaydık, bugün gene böyle mi yapardık? Politikaları ve alışılmış uygulamaları bu şekilde sorgulaması, örgütü teorisi üzerinde düşünmeye, varsayımlarını gözden geçirmeye zorlar. Böylece şu sorular gündeme gelir: Bu niçin işe yaramadı? İlk başladığımızda son derece ümit vericiydi. Bir hata mı yaptık? Yanlış şeyler mi yapıyoruz? Yoksa doğru şeyler mi yürümüyor?
Her şeyi sistemli ve amaçlı bir şekilde elden geçirmeyen bir örgüt olayların gerisinde kalacaktır. En iyi kaynaklarını hiçbir zaman yapmaması gereken ya da artık yapmaması gereken şeylerle israf edecektir. Sonuçta kaynak yoksunluğuna düşecek, özellikle de yetenekli insanları kaybedecektir. Oysa pazarlar, teknolojiler ve çekirdek yetkinlikler değiştiğinde ortaya çıkacak yeni fırsatları değerlendirmek için en çok yetenekli insanlara ihtiyacı olacaktır. Başka bir deyişle, eğer iş teorisi geçerliliğini yitirmişse, ortaya çıkacak yeni fırsatlara yapıcı bir şekilde yanıt vermesi mümkün olmayacaktır.
İkinci önleyici önlem, işin dışında gelişen olguları incelemek, özellikle de müşteri olmayanları izlemektir. Firma içinde “dolaşarak yönetim” gerçekten önemlidir. Aynı şekilde müşteriler hakkında mümkün olduğu kadar çok bilgi sahibi olmak da çok önemlidir. Enformasyon teknolojisi en çok bu alanda ilerleme kaydetmektedir. Ne var ki, köklü değişimlerin ilk işaretleri ender olarak kendi örgütünüzde ya da kendi müşterileriniz arasında ortaya çıkar. Genellikle bunun işaretleri ilk önce müşteriniz olmayanlar arasında belirir. Müşteriniz olmayanların sayısı her zaman müşteriniz olanlardan daha fazladır.
Müşteri güdümlü olmak, iyi olmakla birlikte yeterli değildir. Bir örgütün aynı zamanda pazar güdümlü de olması gerekir.
Problemleri erken teşhis edebilmeleri için, yöneticilerin uyarı işaretlerine dikkat vermesi gerekir. Bir örgüt ilk baştaki hedeflerine ulaştığında, her zaman onun iş teorisi de geçersiz hale gelir. O nedenle, hedeflere ulaşmak büyük kutlamalardan çok her şeyi yeni baştan düşünmeye neden olmalıdır.
Hızlı büyüme örgüt teorisindeki krizin bir başka kesin belirtisidir.
Görece kısa bir süre içinde iki ya da üç kat büyüyen bir örgüt mutlaka teorisinin dışına taşmış demektir. Bir firma insanların yakalarında isimlik taşıyacağı kadar büyüdüğünde sohbetlerin iletişim için yeterli olmaktan çıktığını, Silikon Vadisi bile öğrenmiş bulunuyor. Ne var ki, bu tür bir büyüme derindeki varsayımlara, politikalara ve alışkanlıklara da meydan okur. Büyümek bir yana, sağlıklı bir şekilde devam edebilmek için bile, örgütün çevresini, misyonunu ve temel yeteneklerini mutlaka sorgulaması gerekir.
Bir örgütün iş teorisinin artık geçersiz hale gelmiş olduğunun iki açık belirtisi daha vardır. Bunlardan biri kendisinin ya da bir rakibinin beklenmedik başarılar elde etmesidir. İkincisi ise, gene kendisinin ya da bir rakibinin beklenmedik yenilgilere uğramasıdır.
Beklenmedik yenilgiler de beklenmedik başarılar kadar uyarıcı olmalı ve altmış yaşındaki birisinin geçirdiği ilk “küçük” kalp krizi kadar ciddiye alınmalıdır.
Her zaman hastalıklı bir örgütü elindeki sihirli değnekle anında iyileştirebilecek, mucize yaratacak insanlar aramışızdır. Ne var ki, bir teoriyi oluşturmak, sürdürmek ve yeniden düzenlemek için, yönetim katında bir Süpermenin oturması gerekmez. Bunun için gereken deha değil sıkı çalışmadır. Sorun, zeki olmak değil vicdanlı olmaktır. CEO lara bunun için ücret ödenir. İş teorilerini başarılı bir şekilde değiştirebilmiş birçok CEO vardır.
Ne var ki, çok üstün görünen yöneticiler kadar yetenekli CEO lara sahip çok sayıda başarısız firma vardır.
Bu nedenle, geçerliliğini yitiren iş teorilerini yeniden canlandırmak ya da başka ciddi hastalıkları iyileştirmek için mucize yaratacak yöneticilere bel bağlayamayız.
Bu tür başarılı yöneticilerle konuştuğunuzda
Kendileri de hiçbir şekilde karizma ya da vizyon sahibi oldukları, mucize yarattıkları gibi görüşleri kabul etmiyorlar.
Teşhis ve analizle işe başladıklarını söylüyorlar.
Hedeflere ulaşmak ve hızlı büyümek için iş teorisini ciddi bir şekilde gözden geçirdiklerini anlatıyorlar.
Beklenmedik başarısızlıkları astlarının yeteneksizliğine ya da rastlantılara bağlamıyor, bunları “sistem hatasının” bir belirtisi olarak değerlendiriyorlar.
Beklenmedik başarıları bir övünme nedeni olarak görmüyor, tam tersine bunlara varsayımlarına meydan okuyan bir gelişme olarak bakıyorlar.
Başarılı yöneticiler bir teorinin geçerliliğini yitirmesini, dejenerasyona yol açan ve son tahlilde yaşamı tehdit eden bir hastalık olarak kabul ediyorlar.
Ve her zaman cerrahlığın zamanın sınavından geçmiş ilkesine, etkili karar almanın şu en eski ilkesine bağlı kalıyorlar: Dejenere edici bir hastalık zamana bırakılarak iyileştirilemez, kararlı müdahale gerektirir.