YÖNETİCİLERİN İHTİYAÇ DUYDUĞU ENFORMASYON
· Kavramlar ve araçlar her zaman karşılıklı bağımlılık ve etkileşim içindedir. Biri ötekini değiştirir.
· Aynı şey şimdi, bizim firma dediğimiz kavramda ve enformasyon olarak adlandırdığımız araçlarda olmaktadır.
· Yeni araçlar firmaya daha farklı bakmamızı mümkün kılıyor, bir yerde bizi buna zorluyor. Artık firmaları;
1. Kaynak yaratıcıları, yani maliyetleri sonuçlara dönüştüren örgütler,
2. Yöneticilerin maliyetleri yönetebilmek için bir bütün olarak görmeleri gereken ekonomik zincirin halkaları,
3. Toplumun zenginlik yaratma organları,
4. Fırsatlara ve sonuçlara kaynaklık eden, ama aynı zamanda firmanın başarısına ve varlığına yönelik tehditlerin de içinden çıktığı maddi çevrenin, hem yaratıcıları hem de yaratıkları
olarak görmemiz gerekiyor.
· Bu sunumun konusu, yöneticilerin ihtiyaçları olan enformasyonu elde etmek için gerek duydukları araçlardır. Aynı zamanda, bu araçların temelinde yatan kavramlar incelenmektedir.
· Bu araçların bazıları uzun süredir mevcuttur, ama çok ender olarak bir işin yönetilmesi görevine seferber edilmişlerdir.
· Bazıları mevcut biçimleriyle artık bir işe yaramamakta, yeniden biçimlendirilmeleri gerekmektedir.
· Gelecekte önem kazanacak gibi görünen bazı araçlar için şu anda elimizde çok yetersiz belirlemeler vardır. Bizzat araçların yeniden tasarımlanması gerekmektedir.
· Enformasyonu bir araç olarak kullanabileceğimizi anlamaya yeni başlamış olmamıza rağmen, yöneticilerin firmalarını yönetebilmek için ihtiyaç duyduğu enformasyon sisteminin başlıca unsurlarını büyük ölçüde ortaya koyabilecek durumdayız.
· Aynı şekilde yöneticilerin yakın bir gelecekte yönetecekleri firmanın-bunu yeniden tasarımlanmış şirket olarak adlandırabiliriz-büyük bir olasılıkla temelinde yatacak kavramları da anlamaya başlayabiliriz.
Maliyet Muhasebesinden Sonuçların Kontrolüne
· Gerek firmayı gerekse enformasyonu yeniden tasarımlamada en çok mesafeyi, belki de enformasyon sistemlerimizin en eskisi olan muhasebede almış bulunuyoruz. Gerçekten de, birçok firma geleneksel maliyet muhasebesinden faaliyete dayalı maliyetlendirmeye geçmiş bulunuyor. Faaliyete dayalı maliyetlendirme, hem-özellikle imalatta-iş sürecinin farklı bir kavramını, hem de ölçmenin farklı yollarını temsil etmektedir.
· Geleneksel maliyet muhasebesi, toplam imalat maliyetinin tek tek operasyonların maliyetlerinin toplamına eşit olduğunu varsayar.
· Ne var ki, rekabet gücü ve karlılık açısından önemli olan maliyet, sürecin bütününün maliyetidir. Faaliyete dayalı maliyetlendirmenin kayda aldığı ve yönetilebilir kıldığı budur. Bu yeni yaklaşımın temel varsayımı; imalatın, hammadde, malzeme ve parçalar fabrikanın boşaltma rampalarına vardığı anda başlayan ve mamul ürün nihai kullanıcıya ulaştıktan sonra bile devam eden bütünsel bir süreç olduğudur. Ürünü devreye almak ve hatta servis bile, karşılığını müşteri de ödese, ürünün maliyeti içindedir.
· Geleneksel maliyet muhasebesi bir şeyi, örneğin bir vidayı yapmanın kaça mal olduğunu ölçer.
· Faaliyete dayalı maliyetlendirme bir şeyi yapmamanın, örneğin makineleri düşük kapasiteyle çalıştırmanın, gerekli bir parça ya da aletin gecikmesinin, sevkiyat için bekleyen stokların ya da hatalı bir parçanın yeniden işlenmesinin veya hurdaya çıkarılmasının maliyetini de kaydeder.
· Geleneksel maliyet muhasebesinin kaydetmediği ve kaydedemediği yapmamanın maliyetleri çoğu zaman yapmanın maliyetlerine eşittir, hatta bazen bundan da büyüktür.
· Faaliyete dayalı maliyetlendirme sadece çok daha iyi bir maliyet kontrolünü mümkün kılmakla kalmaz, aynı zamanda sonuçları kontrol etmeyi de sağlar.
· Geleneksel maliyet muhasebesi, belli bir işlemin yapılması gerektiğini ve bunun şu anda yapıldığı yerde yapılması gerektiğini varsayar.
· Faaliyete dayalı maliyetlendirme ise şu soruyu sorar: Bunun mutlaka yapılması gerekiyor mu? Öyleyse, en iyi nerede yapılabilir?
· Etkinliğe dayalı maliyetlendirme, bir zamanlar ayrı ayrı faaliyetler olan değer analizi, süreç analizi, kalite yönetimi ve maliyetlendirmeyi tek bir analiz halinde bütünleştirir.
· Bu yaklaşımı kullanarak faaliyete dayalı maliyetlendirme, imalat maliyetlerini önemli ölçüde, kimi zaman üçte bir kadar azaltabilir.
· Ne var ki, bu yaklaşımın en büyük etkisi muhtemelen hizmetlerde olacaktır.
· Çoğu imalat şirketinde maliyet muhasebesi yetersizdir. Ama hizmet sektöründeki işletmeler; bankalar, perakendeciler, hastane ve okullar, gazeteler ve radyo ve televizyon istasyonları pratikte hiçbir maliyet enformasyonuna sahip değildir.
· Faaliyete dayalı maliyetlendirme, hizmet sektöründe geleneksel maliyet muhasebesinin niçin bir işe yaramadığını da bize göstermektedir.
· Bunun nedeni tekniklerin yanlış olması değil, geleneksel maliyet muhasebesinin yanlış varsayımlara dayanmasıdır.
· Hizmet firmaları muhasebede, imalat firmaları gibi ayrı ayrı işlemlerin maliyetleriyle işe başlayamazlar. Yalnızca tek bir maliyet, sistemin bütününün maliyeti olduğu varsayımıyla başlamaları gerekir. Ve bu belli bir dönem boyunca sabit kalan bir maliyettir.
· Geleneksel maliyet muhasebesinin üzerinde yükseldiği sabit ve değişken maliyetler ayrımı, hizmet sektöründe fazla bir anlam ifade etmez.
· Geleneksel maliyet muhasebesinin bir diğer temel varsayımı, sermayenin emeği ikame edebileceği varsayımı da burada geçerli değildir. Tersine, özellikle bilgiye dayalı çalışmada, ilave sermaye yatırımları muhtemelen daha az değil, daha çok emek talep edecektir.
· Bütün maliyetlerin belli bir dönem için sabit kalması ve kaynakların birbirlerinin yerine ikame edilememesi, dolayısıyla operasyonun bütününün maliyetinin çıkarılması gerektiği; bunlar tam da faaliyete dayalı maliyetlendirmenin başlangıç varsayımlarıdır. Bunları hizmet sektörüne uygulayarak, ilk kez maliyet enformasyonu sağlamaya ve sonuçları kontrol etmeye başlıyoruz.
· Örneğin, bankalar onlarca yıldır geleneksel maliyet muhasebesi tekniklerini kendi işlerine uyarlamaya, yani tek tek işlemlerin ve servislerin maliyetini çıkarmaya uğraşmaktadır. Ama hiçbir ciddi sonuç elde edebilmiş değillerdir. Şimdi şu soruyu sormaya başlıyorlar: Maliyetlerin ve sonuçların merkezinde yer alan faaliyet hangisidir? Yanıt; müşteriye hizmet vermek, olmaktadır. Bankacılığın herhangi önemli bir alanında müşteri başına düşen maliyet sabit bir maliyettir. O nedenle, maliyetleri ve karlılığı belirleyen şey de, gerek bir müşterinin aldığı hizmetlerin toplam hacmi, gerekse bu hizmetlerin bileşimi bakımından, müşteri başına elde edilen sonuçtur.
· İndirimli perakendeciler, özellikle Avrupa’dakiler, uzunca bir süredir bunun farkındadır. Bunlar, bir birim raf alanı doldurulduktan sonra, bunun maliyetinin sabit kalacağını ve yönetimin bu birimden belli bir süre boyunca en fazla getiriyi elde etmekten ibaret olduğunu varsaymaktadır. Sonuç kontrolü üzerinde yoğunlaşmaları, düşük fiyatlarına ve düşük kar marjlarına rağmen karlılıklarını arttırmalarını mümkün kılmıştır.
· Hizmet sektörü yeni maliyetlendirme yaklaşımlarını uygulamanın daha başlarındadır. Araştırma laboratuarları gibi, üretkenliği ölçmenin mümkün olmadığı alanlarda, her zaman ölçümden çok değerlendirme ve hükümlere güvenmek zorunda olacağız. Ama bilgiye dayalı işlerin ve hizmetlerin çoğunda, çok uzun olmayan bir süre içinde, maliyetleri ölçmek ve yönetmek ve bu maliyetleri sonuçlarla ilişkilendirmek için güvenilir araçlar geliştirmiş olacağız.
· Hizmetlerin maliyeti konusunda daha ayrıntılı düşünmek, her türlü işte, müşteri kazanma ve korumanın maliyetlerine ilişkin yeni bilgiler elde etmeye de yardımcı olur.
· Geleneksel maliyet muhasebesi, yalnızca tek tek imalat işlemlerinin birbirinden yalıtılmış maliyetlerini gösterir. Satışta uygulanan indirim ve ıskontolar bu rakamları etkilemez. Geleneksel maliyet muhasebesi öte yandan fiyat kararlarının pazar payı üzerindeki etkisini de göstermez.
· Faaliyete dayalı maliyetlendirme ise, her bir faaliyetin maliyet ve sonuçlarındaki değişimlerin, bütünün sonuçları üzerindeki etkisini de gösterir ya da en azından göstermeye çalışır. Eğer bu yaklaşım kullanılmış olsaydı, indirim girişimlerinin yol açtığı tahribat hemen görülecekti.
Yasal Hayallerden Ekonomik Gerçekliğe
· Operasyonların maliyetini bilmek yeterli değildir.
· Rekabetin giderek daha da arttığı global pazarlarda başarılı bir rekabet sürdürebilmesi için, bir firmanın ekonomik zincirinin bütününün maliyetini bilmesi ve maliyetleri yönetebilmek ve sonuçları en fazlaya çıkarabilmek için, zincirin öteki halkalarıyla birlikte çalışması gerekir.
· Firmalar yalnızca kendi örgütleri içinde olan bitenleri maliyetlendirmekle yetinmeyip, en büyük firmanın bile zincirin yalnızca bir halkasını oluşturduğu bütün ekonomik süreci maliyetlendirmeye başlıyorlar.
· Yasal birim, yani firma; hisse sahipleri, kredi sunucular, çalışanlar ve vergi daireleri açısından bir gerçekliktir. Ama ekonomik bakımdan firma bir hayalden başka bir şey değildir.
· Pazarda önemli olan ekonomik gerçekliktir, kimin neye sahip olduğundan bağımsız olarak, sürecin bütününün maliyetleridir.
· İş dünyasının tarihinde, hiç bilinmeyen bir firmanın birden ortaya çıkıp birkaç yıl içinde, çok bir çaba da sarf etmeden, yerleşik liderleri geride bıraktığının sayısız örneği vardır. Bu her zaman söz konusu firmanın stratejisinin, teknolojisinin ya da pazarlamasının daha üstün olmasıyla ya da yalın imalat uyguluyor olmasıyla açıklanmıştır. Oysa bütün bu örneklerde, yeni firma her zaman, yaklaşık yüzde 30′luk, muazzam bir maliyet avantajına sahiptir. Çünkü yeni firma sadece kendi maliyetlerini değil, ekonomik zincirin bütününün maliyetlerini bilmekte ve yönetmektedir.
· Tedarikçi ve dağıtımcılarının maliyetlerini bilen ve yöneten firmanın bu şebeke sayesinde ürünlerinin imalatının, dağıtımının ve servisinin toplam maliyetlerini tek bir maliyet akışı olarak yönetmekte ve işleri en ucuz yapıldıkları ve en büyük sonuçları getirdikleri yerlere konumlandırmakta- dır.
· Ekonomik zincirin bütününü maliyetlendirmenin önemi, iktisatçıların iyi bildiği bu gerçek, işadamlarının gözünde hala teorik bir soyutlama olmaktan öteye geçememiştir. Ne var ki, ekonomik maliyet zincirini yönetmek giderek bir zorunluluk haline gelecektir.
· Yöneticilerin yalnızca maliyet zincirini değil, her şeyi-özellikle de şirket stratejisini ve ürün planlamasını-tek tek şirketlerin yasal sınırlarından bağımsız bir ekonomik bütün olarak örgütlemesi ve yönetmesi gerekecektir.
· Maliyet güdümlü fiyatlandırmadan fiyat güdümlü maliyetlendirmeye geçilmesi, firmaları ekonomik zincir maliyetlendirmesine zorlayan güçlü bir kuvvet olacaktır. Batılı şirketler geleneksel olarak maliyetlerden yola çıkmış, bunun üzerine arzu ettikleri bir kar oranını eklemiş ve böylece fiyata ulaşmışlardır. Maliyet güdümlü fiyatlandırma uygulamışlardır.
· Burada, kabul edilebilir maliyetleri, daha tasarım aşamasından başlayarak müşterinin ödemeye istekli olduğu fiyat belirlemektedir. Kısa süre öncesine kadar bu tür firmalar hala bir istisna oluşturuyorlardı. Şimdi fiyat güdümlü maliyetlendirme kural haline gelmektedir.
· Ne var ki, firmalar fiyat güdümlü maliyetlendirmeyi ancak ekonomik zincirin bütününün maliyetini bilip yönetebilirlerse uygulayabilirler.
· Aynı görüşler dışarıdan teminde, ittifaklarda, ortak girişimlerde, kısacası kontrolden çok partnerlik üzerinde yükselen bütün işlerde geçerlidir. Ve özellikle küresel ekonomide büyüme modeli olarak, çok sayıda şubeye sahip geleneksel ana şirket modelinin yerini, artık artan ölçüde bu tür yapılar almaktadır.
· Gene de ekonomik zincirin maliyetlendirilmesine geçiş birçok firma açısından son derece sancılı olacaktır.
· Bunu yapabilmek için zincirdeki bütün firmaların aynı, en azından birbiriyle uyumlu muhasebe sistemlerine sahip olmaları gerekir. Oysa her firma kendi muhasebesini kendi tarzında yapmakta ve her biri kendi sisteminin mümkün olan en iyi sistem olduğuna inanmaktadır.
· Ekonomik zincirin maliyetlendirilmesi ayrıca şirketler arasında enformasyon paylaşımını gerektirmektedir; oysa insanlar aynı firma içinde bile enformasyon paylaşmaya yanaşmamaktadır. Bütün bu engellere rağmen şirketler, ekonomik zincir maliyetlendirmesine geçişin yollarını gene de bulabilirler.
· Engeller ne olursa olsun, ekonomik zincir maliyetlendirmesi giderek yerleşecektir. Tersi durumda, bugün en başarılı olan firmalar bile maliyet üstünlüklerini kısa süre içinde yitireceklerdir.
Zenginlik Yaratmada Enformasyon
· İşletmelere, maliyetleri kontrol etsinler diye değil, zenginlik yaratsınlar diye yatırım yapılır. Ne var ki, bu açık gerçek geleneksel ölçümlerde yansımasını bulamaz.
· Muhasebe öğrencilerine, bilançoların işletmenin satış değerini yansıttığı ve yatırımcılara olası en kötü duruma ilişkin enformasyon sunduğu öğretilir.
· Oysa işletmeler normal olarak satılmak için değil, sürekli hedefler için, yani zenginlik yaratmaları için kurulur.
· Bunun için, yöneticilerin bilgili hükümler verebilmesini sağlayacak enformasyona gerek vardır.
Gerekli Enformasyon
· Gerekli enformasyonu;
1. temel enformasyon,
2. üretkenlik enformasyonu,
3. yetenek enformasyonu
4. kıt kaynakların dağıtımına ilişkin enformasyon
olarak, dört ayrı kümede toplayabiliriz.
· Bunlar hep birlikte, yöneticinin bir işi yürütmede kullanacağı teşhis aletleri takımını oluşturur.
Temel Enformasyon
· Yönetimde en eski ve en yaygın olarak kullanılan teşhis aletleri; nakit akışı ve likidite projeksiyonları ile satılan yeni ürünlerin bayi stoklarına oranı, gelirlerin tahvillerin faiz ödemelerini karşılama oranı, vadesi altı ayı aşan alacaklar, toplam alacaklar ve satışlar arasındaki ilişki gibi, standart ölçümlerdir.
· Bunlar bir doktorun olağan bir muayenede vücut ağırlığını ve sıcaklığını, kan basıncını ve nabzı ölçmesine benzer. Eğer bunlar normalin dışındaysa, teşhis ve tedavi edilmesi gereken bir problem var demektir.
· Bu ölçümleri temel enformasyon olarak adlandırabiliriz.
Üretkenlik Enformasyonu
·
· Firma teşhisindeki ikinci alet kümesi temel kaynakların üretkenliğiyle ilgilidir. Bunların İkinci Dünya Savaşı döneminden kalan en eskisi, kol emeğinin üretkenliğini ölçer.
· Şimdi yavaş yavaş, oldukça ilkel bir şekilde bile olsa, bilgi tabanlı işlerle hizmet işlerinin üretkenliği için ölçüler geliştiriyoruz.
· Ne var ki, ister mavi isterse beyaz yakalı olsunlar, yalnızca işçilerin üretkenliğini ölçmek artık üretkenlik konusunda uygun enformasyon sağlayamıyor.
· Toplam faktör üretkenliği konusunda verilere ihtiyacımız var.
· Ekonomik katma değer analizinin popülerliğinin nedeni de budur.
· Katma değer analizi uzun zamandır bildiğimiz bir şey üzerinde yükselir; cirodan maliyetlerin düşülmesiyle bulunan ve bizim genel olarak kar diye adlandırdığımız şey, normalde kar değildir.
· Bir iş, sermaye maliyetinden daha yüksek bir getiri sağlamadığı sürece, kar ediyormuş gibi vergi ödüyor bile olsa, zararda demektir. İşletme ekonomiye tükettiği kaynaklardan daha azını geri veriyor durumdadır. Açıklanan karlar sermayenin maliyetini aşmadığı sürece maliyetler ödenmiş sayılmaz. Bu zamana kadar zenginlik yaratıyor değil, tersine tahrip ediyor demektir.
· Bu ölçü temel alındığında, İkinci Dünya Savaşından sonra gerçekte karlı olan çok az ABD firması olduğu ortaya çıkar.
· Katma Değer Analizi üretimdeki bütün faktörlerin üretkenliğini ölçer. Bu analiz, belli bir ürün ya da hizmetin niçin değer eklemediğini ya da bununla ilgili ne yapılabileceğini bize göstermez. Ama bize, nerede tedavi önlemleri alınması gereken bir sorun olduğunu gösterir. Neyin yararlı olduğunu saptamada da katma değer analizinden yararlanmak gerekir. Bu analiz sayesinde hangi ürün, hizmet, operasyon ya da faaliyetin olağanüstü üretkenliğe sahip olduğunu ve olağanüstü değer eklediğini görebiliriz. O zaman da, bu başarılardan çıkarılacak dersler nelerdir, sorusunu sorabiliriz.
· Üretkenlik enformasyonu elde etmede son dönemlerde kullanılan bir alet de kıstas alma (benchmarking), kendi performansım sektördeki, hatta daha etkilisi ekonomideki en iyi performansla karşılaştırmaktır. Kıstas alma, doğru bir yaklaşımla, bir örgütün yapabildiklerini herhangi başka bir örgütün de yapabileceğini varsayar. Ayrıca, gene doğru olarak, en az lider kadar iyi olabilmenin rekabet edebilir olmanın önkoşulu olduğunu kabul eder. Katma değer analiziyle kıstas alma, birlikte toplam faktörlerin üretkenliğini ölçme ve yönetmenin teşhis aletlerini sunarlar.
Yetenek Enformasyonu
· Üçüncü alet kümesi yeteneklerle ilgilidir. Piyasa liderliğinin, başkalarının kesin olarak yapamadıkları ya da ancak çok zor ve kötü yapabildikleri şeyleri yapabilmeye dayandığım biliyoruz. Liderlik, pazar ya da müşteri değerini üretici ya da tedarikçinin özel bir niteliğiyle kaynaştıran çekirdek yetkinliklerin bir sonucudur.
· Zaten sahip olduğunuz çekirdek yetkinlikler ile liderlik konumuna gelmek ve bunu sürdürmek için gerek duyduğunuz çekirdek yetkinliklerin hangileri olduğunu nasıl saptayabilirsiniz?
· Çekirdek yetkinliklerinizin gelişmekte mi, yoksa zayıflamakta mı olduğunu ya da bunların hala gerekli olup olmadığını ve ne gibi değişikliklere ihtiyaç duyduğunu nasıl anlayabilirsiniz?
· Çekirdek yetkinliklere ilişkin tartışma şimdiye kadar daha çok öykü anlatımı şeklinde sürdü. Ama şimdilerde bir dizi son derece uzmanlaşmış, orta büyüklükteki firma çekirdek yetkinlikleri ölçme ve yönetmenin metodolojisini geliştirmektedir.
1. İlk adım, kendinin ve bir rakibinin performans kayıtlarını özenle tutmaktır. Burada, özellikle beklenmedik başarılara ve aslında iyi olunması gereken alanlardaki beklenmedik başarısızlıklara özel dikkat göstermek gerekir.
Başarılar piyasanın neye değer verdiğini ve ödeme yapmaya hazır olduğunu gösterir. Firmanın nerede bir liderlik avantajına sahip olduğuna işaret eder.
Başarısızlıkların ise, ya pazarın değişmekte ya da firmanın yetkinliklerinin zayıflamakta olduğunun ilk işaretleri olarak alınması gerekir.
Bu analiz, fırsatların erken bir zamanda farkına varılmasını mümkün kılar.
Çekirdek yetkinlikler örgütten örgüte değişir; başka bir deyişle, bir örgütün kişiliğinin belli unsurlarını oluşturur.
2. Ama belli bir temel yeteneğe, buluşçuluğa, bütün örgütlerin-yalnızca firmaların değil-sahip olması gerekir.
Her örgüt buluşçu1uk performansım kaydetme ve değerlendirmenin bir yolunu bulabilmelidir.
Bunu halen yapmakta olan örgütlerde başlangıç noktası firmanın kendi performansı değildir.
İşe, sahanın bütünündeki belli bir dönem içindeki tüm buluşların özenle saptanmasıyla başlanmaktadır.
a. Bunların hangileri gerçekten başarılı olmuştur?
b. Başarı kazananların kaçını biz geliştirdik?
c. Performansımız hedeflerimizle uyumlu mu?
d. Ya pazarın gelişme yönüyle?
e. Bizim pazar konumumuzIa ya da araştırma harcamalarımızla ne kadar uyumlu?
f. Başarılı buluşlarımız en çok büyüme ve fırsat vaat eden alanlarda mı? Kaçırdığımız gerçekten önemli yeni buluş fırsatı kaç tane?
g. Niçin?
h. Bunları göremedik mi?
i. Yoksa görmüş olmamıza rağmen mi kaçırdık?
j. Yoksa yüzümüze gözümüze mi bulaştırdık?
k. Bir buluşu ticari bir ürüne ne kadar başarıyla dönüştürebiliyoruz?
Kabul etmek gerekir ki, bu tür soruların yanıtlarının önemli bir bölümü ölçümden çok değerlendirmeye bağlıdır. Yanıt sağlamaktan çok yeni sorular gündeme getirir. Ama bunlar doğru sorulardır.
Kıt Kaynakların Dağıtımına İlişkin Enformasyon
· Mevcut bir işi zenginlik yaratma amacına yönelik bir şekilde yönetebilmek için gerekli teşhis enformasyonu, son olarak kıt kaynakların, yani sermayenin ve işe yarar insanların dağılımına ilişkindir.
· Enformasyon yönetiminin elindeki bütün verileri eyleme dönüştüren bu ikisidir. Firmanın neyi iyi, neyi kötü yapacağını belirleyecek olan bunlardır.
· Bugün her firma fiilen bir yatırım sürecine sahiptir, ama bunu doğru kullanabilen çok azdır.
· Firmalar sermaye yatırım önerilerini genellikle yatırım getirisi, geri ödeme süresi, nakit akışı ya da mevcut değer gibi ölçütlerden bir ya da ikisine göre değerlendirirler.
· Ama uzunca bir süredir -1930′ların başlarından beri-bunların hiçbirinin doğru yöntem olmadığını biliyoruz.
· Önerilen bir yatırımı anlayabilmek için, bir firmanın bu ölçütlerin dördüne birden bakması gerekir.
· Altmış yıl önce bunun için büyük hesaplar yapmak gerekirdi. Bugün ise bir diz üstü bilgisayar bu enformasyonu birkaç dakika içinde sağlayabilir.
· Gene altmış yıldır, yöneticilerin sadece tek bir yatırım önerisini ele almaması, fırsatlar ve riskler arasındaki en iyi orana sahip projeler arasından bir seçim yapması gerektiğini biliyoruz.
· Oysa birçok şirket, bu tercihleri sergilemek için gerekli sermaye yatırım bütçelerine sahip değildir.
· Ama en önemlisi, çok sayıda yatırım projesinde yaşamsal önem taşıyan şu iki enformasyona hiç gerek duyulmamasıdır:
1. Önerilen yatırım vaat edilenleri gerçekleştirmezse ne olacaktır? Çünkü beşte üç örnekte sonuç böyle olmaktadır. Olumsuz sonuç firmaya ciddi bir zarar verecek midir, yoksa yalnızca sinek ısırmış gibi mi olacaktır?
2. Eğer yatırım başarılı olursa-ve özellikle umulandan da başarılı olursa bu durumda neler yapmak gerekecektir?
· Başarısının firmaya ne gibi yeni sorumluluklar yükleyeceğini önceden düşünmek herhalde hiç kimsenin aklına gelmez. Sonuç, pekala, bunu finanse etme yeteneği olmadığı için, firmanın kendi başarısını katletmesi olabilir.
· Ayrıca, bir sermaye yatırım önerisi, hangi sonuçlara hangi sürede ulaşılacağı gibi somut belirlemeler gerektirir.
· Bu tarihte sonuçların-başarıların, yarı başarıların, yarı başarısızlıkların ve başarısızlıkların-rapor ve analiz edilmesi gerekir.
· Bir örgütün performansını iyileştirmenin, sermaye yatırım kararlarının sonuçlarını bu kararı gerekçelendiren vaatlerle karşılaştırmaktan daha iyi bir yolu yoktur.
· Para sermaye, bir örgütün kilit önem taşıyan kaynaklarından yalnızca birisidir ve asıl kıt olan kaynak kesinlikle bu değildir. Her örgütte en kıt kaynak işe yarar insanlardır.
· Firmalar, üst düzey yöneticileri kilit konumlara getirmeden önce, bunlardan neler beklediğini ayrıntılı bir şekilde saptamalıdır. Daha sonra bu yöneticilerin performansını bu beklentilerle karşılaştırmalıdır.
· Aynı zamanda görevlendirmelerdeki başarı ve başarısızlıkların ışığında kendi yönetici seçme sürecini sürekli gözden geçirmelidir.
· Firmalarda, insanların somut beklentilerle işe yerleştirilmesi ve daha sonra sonuçların sistemli bir şekilde değerlendirilmesi gibi bir uygulama gerçekten yoktur.
· Oysa zenginlik yaratma çabalarında, yöneticilerin insan kaynaklarını da, tıpkı sermaye gibi, amaca yönelik ve düşünülmüş bir şekilde dağıtabilmeleri gerekir.
· Ayrıca bu kararların sonuçlarının özenle kaydedilmesi ve incelenmesi kesinlikle zorunludur.
Sonuçların Olduğu Yerde
· Bu dört tür enformasyon bize yalnızca mevcut işin gidişi hakkında bilgi verebilir, sadece taktikleri yönlendirebilir.
· Strateji için ise, çevreye ilişkin örgütlenmiş enformasyona ihtiyaç vardır.
· Stratejinin; pazarlar, müşteriler ve müşteri olmayanlar, hem söz konusu sektördeki hem de diğer sektörlerdeki teknoloji, dünya çapındaki finans ve dünya ekonomisinin değişimi hakkındaki enformasyon üzerinde yükselmesi gerekir. Çünkü sonuçlar buralardadır.
· Örgütün içinde yalnızca maliyet merkezleri vardır.
· Tek kar merkezi alım gücüne sahip müşterilerdir.
· Büyük değişimler de örgütün dışında başlar.
· Bir perakendeci, mağazalarından alışveriş yapan müşteriler hakkında çok şey bilebilir. Ama ne kadar başarılı olursa olsun, bir perakendecinin müşterileri ancak pazarın küçük bir bölümünü oluşturur, çoğunluk onun müşterisi değildir.
· Köklü değişimler her zaman müşteri olmayanlarla başlar ve önem kazanır.
· Son elli yıl içinde bir sektörü dönüştürmüş yeni teknolojilerin en az yarısı, o sektörün dışından gelmiştir.
· Firmaların büyük çoğunluğu hala bölgesel ya da yerel olarak faaliyet göstermeye devam edecek olsa da, bütün firmalar, en azından potansiyel olarak, haklarında hiçbir şey bilmedikleri yerlerden çıkıp gelebilecek bir küresel rekabetle karşı karşıyadır.
· Dışarıya ilişkin ihtiyaç duyulan enformasyonun tümü elbette ulaşılabilir değildir.
· Ama enformasyonun hazır olduğu yerlerde bile birçok firma bundan habersizdir.
· İş hayatındaki başarısızlıkların ciddi bir nedeni de, koşullar-vergiler, sosyal yasalar, pazar tercihleri, dağıtım kanalları, fikri mülkiyet hakları vb.-mutlaka bizim onları düşündüğümüz ya da en azından olmaları gerektiğini düşündüğümüz gibidir, şeklindeki ortak varsayımdır.
· Uygun bir enformasyon sistemi, yöneticilerin bu varsayımı sorgulamasını sağlayacak enformasyonu içermelidir.
· Onları yalnızca bekledikleri enformasyonla beslememeli, onları doğru soruları sormaya yönlendirebilmelidir.
· Bazı çokuluslu şirketler dış enformasyon toplama ve örgütleme sistemlerini geliştirmede yoğun çaba harcamaktadır. Ama genelde firmaların çoğu bu işe daha başlamamıştır.
· Büyük şirketler bile, büyük çoğunluğuyla, bu konuda dışarıdan yardımcı almak durumundadır. Firmanın neye ihtiyacı olduğunu ayrıntılı bir şekilde görebilmek için, son derece uzmanlaşmış olan enformasyon sahasını bilen ve anlayan insanlara ihtiyaç vardır. O kadar çok fazla enformasyon vardır ki, burada ancak uzmanlar yolunu bulabilir.
· Kaynaklar çok çeşitlidir. Müşteriler ve müşteri olmayanlarla ya da sektördeki teknolojilerle ilgili enformasyon gibi enformasyonları firmalar kendileri de üretebilir. Ama firmaların çevreyle ilgili ihtiyaç duyduğu enformasyonun çoğu yalnızca dış kaynaklardan; çeşitli veri banka ve hizmetlerinden, çeşitli dillerdeki dergilerden, ticaret örgütlerinden, resmi yayın1ardan, Dünya Bankası raporlarından, bilimsel makale ve araştırmalardan elde edilebilir.
· Dış yardıma ihtiyaç olmasının bir diğer nedeni de, enformasyonun firmanın stratejisini sorgulayıp eleştirecek şekilde düzenlenmiş olmasının gerekmesidir.
· Sadece veri sunmak yeterli değildir. Verilerin stratejiyle bütünleştirilmesi, firmanın varsayımlarını test etmesi ve mevcut görünümünü sorgulaması gerekir.
· Bunu yapmanın bir yolu, yeni tür bir yazılım, enformasyonun belli bir gruba göre, örneğin hastanelere ya da sigorta şirketlerine göre düzenlenmesi olabilir.
· Ama asıl ihtiyacımız olan hizmetler, enformasyonu nasıl kullanmak gerektiğine ilişkin önerilerde bulunan, kullanıcının işi ve uygulamaları hakkında somut sorular yönelten ve belki de karşılıklı etkileşimli danışmanlık yapan sistemlerdir.
· Dış enformasyon sistemini dışarıya vermek de mümkündür. Özellikle küçük işletmelere en iyi dış enformasyon sistemini, belki de “içerideki yabancılar,” bağımsız danışmanlar sunacaktır.
· Başlıca tehdit ve fırsatların muhtemelen nerelerden kaynaklanacağı konusundaki çevreye ilişkin enformasyon ihtiyacı, bunu hangi yoldan temin edersek edelim, giderek daha acil hale gelecektir.
· Bu enformasyon ihtiyacının çok azının yeni bir şey olduğu öne sürülebilir ve bu doğrudur da. Birçok yeni ölçüm, kavram olarak uzun yıllardır ve birçok yerde tartışılmaktadır.
· Yeni olan, teknik veri işlem yeteneğidir. Daha birkaç yıl öncesine kadar son derece zahmetli ve pahalı bir şekilde yapabildiğimiz birçok şeyi bu sayede hızlı ve ucuz yapabiliyoruz. Yetmiş yıl önce, zaman ve hareket etüdü geleneksel maliyet muhasebesini mümkün kılmıştı. Şimdi ise bilgisayarlar faaliyete dayalı muhasebeyi mümkün kılıyor. Onlarsız bu mümkün olamazdı.
· Ama asıl nokta başkadır. Önemli olan araçlar değildir. Önemli olan bunların ardındaki kavramlardır. Yalıtılmış bir şekilde ayrı ayrı amaçlar için kullanılan somut teknikleri bütünleşik bir enformasyon sistemine dönüştüren onlardır. İş teşhisini, stratejisini ve kararlarını mümkün kılan da bu sistemdir.
· Enformasyonun anlam ve amacına ilişkin yeni ve radikal farklı görüş, onun zaten olup bitmiş şeylerin sonradan kaydedilmesinden çok, gelecekteki eylemlerin üzerine dayandırılacağı bir ölçüm olarak görülmesidir.
· İlk olarak 1870′lerde ortaya çıkmış olan komuta ve kontrol örgütü, kendi kabuğu tarafından bir arada tutulan bir organizmaya benzetilebilir.
· Şimdi yeni ortaya çıkmakta olan örgüt ise, bir iskelet etrafında tasarımlanmakta, örgütün hem yeni bütünleştirici sistemini hem de eklemlerini enformasyon oluşturmaktadır.
· Geleneksel düşünce yapımız-en ince matematiksel teknikler ve karmaşık sosyolojik kavramlar kullandığımızda bile-iş yapmayı hep ucuz alıp pahalı satmak olarak algılamıştır.
· Yeni yaklaşım ise, firmayı değer ekleyen ve zenginlik yaratan bir örgüt olarak tanımlamaktadır.